Eşler Arası Uyum

Evlilik sorunları:

Özellikle ülkemiz gibi ailesel bağların ve toplumsal yaşantının kişilerin davranışlarında etkili olduğu toplumlarda erişkin yaşlara gelen kişiler evlenerek hayatlarını sürdürmektedirler. Her ne kadar “dışı sizi, içi beni yakar” deseniz de yurt dışında yapılan çalışmalara göre 45-65 yaş grubunda evli erkeklerde, aynı yaş grubundaki bekar ve birlikte yaşayan erkeklere göre , 10 yıl içinde ölüm oranları  iki kat daha az bulunmuştur. Evli erkekler  daha uzun yaşama şansına sahip bulunmaktadırlar.

Evlilikte en önemli sorunlar arasında eşler arası iletişim süresi ve kalitesinin eksikliği, kendi aileleri ve eşlerinin aileleri ile olan ilişkileri, toplumsal hayata yönelik davranış ve hissedişleri, ekonomik sorunlarla başa çıkabilmeleri, mesleki durumları sorunlarını çözmede kullandıkları yollar,  eğer çocukları varsa onların bakımı ve yetiştirilmesindeki farklı bakış açıları, ve cinsel hayatlarındaki yetersizlikler ve uygunsuzluklar sayılabilir.

 Evliliklerdeki sorunlar hamilelik, düşük ya da kürtajlar, çocuk sahibi olma, ağır hastalıklar, hastanede yatırılma, yoğun ekonomik sıkıntı dönemleri, mesleki konumdaki değişimler, yeni bir yerleşim yerine taşınma (özellikle bizim toplumumuzdaki ataerkil yaşam düzeni, ekonomik sorunlar , evlenen gençler ve ebeveynleri arasındaki sınır sorunları nedeniyle evlendikten sonra gençlerin erkek tarafıyla ya da onlara çok yakın bir yerde yaşamaları şeklinde),  emeklilik gibi kişilerin hayatını etkileyebilecek pek çok değişim sonrasında başlayabilmektedir.

Kişilerin çocuklarının hastalanmaları ya da daha ağırı çocukların kaza ya da hastalık sonucu ölümü sonrasında da boşanmalar artmaktadır.


 Evlilikte sorunlara yol açan cinsel sorunlar:


Farklı sosyokültürel düzeyler:


İletişim düzeyleri:

(birbirleriyle az konuşmaları, dertlerini paylaşamamaları gibi) yetersiz ve kalitesizse gene evlilik sorunları erken dönemlerde başlayabilmektedir. Eşler birbileri yanında ağlayabilmeli, sevgilerini her şekilde dile getirmelidirler. “Seni seviyorum” demenin  sözel olmayan binbir çeşit yolu vardır ( ufak bir hediye, değişik bir yemek, ona yollayacağınız güzel bir yazı ya da resim, eşinizin sevdiği bir demet çiçek, hafta içi ya da sonu  birlikte yapacağınız ufak bir gezi vb.) Sabah ayrılırken birbirinizi öperek, başarılar dilemek, eşiniz eve geldiğinde kapıda sevimli bir yüz ifadesi ile , güzel giysiler içinde karşılamak, bunlar arasında sayılabilir.  Ayrıca eşler birbirlerine sadece kendilerine ait, birbirlerinin hoşuna giden bir takım güzel hitaplarla seslenmeyi alışkanlık haline getirmelidir ( bir tanem, bebeğim, aşkım vb). Eşler beyinlerini ayakları altına almadıkları sürece bunları bulabilirler.  Ancak beyinlerimizi çöpe atmamız,ne yazık ki televizyonla aşırı derecede haşır neşir olmak, anlamsız gururlar şeklinde bunun en çok görülen sebeplerden biri olmaktadır.                                            

Her evlilik aslında bir konfederasyon modelinde olmalıdır. Eğer çiftleri oluşturan bireylerden biri diğerinin haklarını çiğniyorsa, onun özgürlük alanına müdahale ediyorsa, kararlar sürekli tek tarafın isteği doğrultusunda alınıyorsa, evlilikler çıkmaza girmektedir. Her kurum gibi evlilik de demokratik bir şekilde yürütülmelidir.


Zamanın paylaşımı :


İş ve çevrenin aile hayatınıza olumsuz  yönde etkilerinin engellenmesi:


 


Eski konumdan (çocukluk) yeni konuma (erişkinlik) geçişin idraki:


Birbirini tanıyabilmek ve maske takmamak:


Sınırlarınızı belirlemek ve korumak:


Evlilik dışı cinsel ilişki:


 Uygunsuz beklenti düzeyleri:


Otorite mücadeleleri:


 Evlilik bir güç mücadelesi, meydan savaşı değildir. Herkes kendi alanını korumalı ve birbirine yaptırımlarda bulunmamalıdır. Tabii ki, bunun olabilmesi için fertlerin kişilik sorunlarının olmaması gerekir. “Hep ben haklıyım, o haksız, en doğruyu ben bilirim, benim sözüm kanun” şeklindeki yaklaşımların olabildiği narsisistik ve aşırı düzen ve katı prensiplerle donatılmış olan obsesif kişilikler bir diğerinin üzerinde otorite kurmaya çalışabilir. Bu da sürekli olarak sürtüşmelere yol açar. Evlilik bir meydan savaşı değildir. Bu şekilde elde edilebilecek bir zafer de ancak Pirus savaşı zaferi gibidir. İki tarafta mücadeleden kırılır. Kazanan olsa bile sağ kalan çok az olduğundan zaferin anlamı kalmamıştır.                                                                                                                                                            

Kadınların biyolojik  ve ruhsal olarak zayıfladığı dönemlerin anlayışla karşılanması:

 Hamilelik ve emzirme dönemi kadınların en fazla zorlandıkları dönemler arasındadır. Ayrıca kadınların ayda bir yaşadıkları mensturasyon (adet) dönemleri kendileri için hem kan kaybının getirdiği halsizlik. Hem de o dönemde yaşadıkları hormonel  fırtına da demeyelim,kasırgalar  onları strese karşı çok zayıf hale getirir.Bu zamanlarda erkeğin eşini daha anlayışla karşılaması, evle ilişkisini daha da çok arttırması, yükleri omuzlaması gerekir. Eğer babalık ya da anneliği kaldıramayacak olgunlukta hissediyorsanız, çocuk sahibi olmamanız gerekir. Gene zor ekonomik dönemler yaşanıyorken birbirinizi mutsuz edecekseniz, evlenmemeniz gerekir. Sinirlenince öfkenize hakim olamıyorsanız ( ki ileri dönemde kalp-damar sorunlarınız  olacak demektir), eşinize ya da çocuklarınıza şiddet  uyguluyorsanız,  sıkıntılar sonrası içki ya da bağımlılık oluşturan maddelere boyun eğiyorsanız gene evliliği hak etmiyorsunuz demektir. Elbette ki eşinizde görüp hoşlanmadığınız bazı özellikleri, içinizde patlama yapmasını beklemeden söylemelisiniz. Ancak bunu yaparken ifadeleriniz ve vücut dilinizi sakin tutmanız, mantığı rafa kaldırmayıp, aşırı duygusal olmadan hareket etmelisiniz. Eğer züccaciyeci dükkanına giren bir fil gibi davranırsanız, bu davranışınız amacından uzaklaşır ve haklıyken haksız duruma düşersiniz, evliliğinize zarar verirsiniz. Unutmayın ki, tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır. Çocuklarınız yaptıklarınızı görüyor, bugün başkasına yaptıklarınız yarın size uygulanabilir, rüzgar eken fırtına biçer.


 


Kendinizi feda ederek, çocuklarınız için evliliği hasbelkader sürdürmek:


Alkol, uyuşturucu madde ve kumar gibi alışkanlıklar:


 Kendi mutluluğunuzun anahtarı sizdedir:

Son söz olarak  ölümden başka herşeyin çözümü vardır. Hayatta en kötü şey ileride geçmişte yaptıklarınız ya da yapmadıklarınız için “keşke” ile başlayan sözler söylemenizdir. O yüzden ne yaparsanız yapın, geleceğinizi  akıllıca düşünüp, iyice emin olduğunuzda yapmanız gerekir. Herşeye uzun erimli olarak bakın, ufak şeylere odaklanmayın. Ayrılmadan önce de birbirinize değişmek için son bir şans verin, öğrenmenin yaşı ve mekanı yoktur,insan gelişen bir varlıktır, bir psikiyatr ile evlilik terapilerine başlayın. Hepinize daha kaliteli birliktelikler ve bizden daha uygar çocuklar yetiştirebilmeniz dileklerimle.   .
                                                                                                                                                                                                                          

 

"Aile yaşamı gibisi yoktur. Bir ülkenin yükselmesi ev ve aile sevgisine bağlıdır."
Charles Dickens


Bilgi alış verişinin artışıyla birlikte, muhafazakar ilişkilerin bile şeffaflaşmaya başladığını günümüzde; her geçen gün boşanmalar adliye koridorlarını daha fazla işgal etmeye başladı. Hatta bu amaçla aile mahkemeleri bile kuruldu. Boşanmayan bir çok çift ise yoğun çatışma ve sıkıntı yaşamakta. Çünkü globalleşme ile birlikte toplumsal yapımız atomize oldu, bireycilik arttı. Asırlardır var olan birçok toplumsal değerimiz yok edilmeye çalışıldı. Bunların başında aile yapımız yer aldı. Acıdır, kimse son yıllarda en çok zorlanan kurumlardan biri haline gelen evlilik ve aile kurumuna gereken değeri vermedi. Hızla bir uçuruma doğru gidiyoruz.

EVLİLİK DANIŞMANLIĞI - EVLİLİK ve ÇİFT TERAPİSİ

Yüksek boşanma oranı nedeniyle her geçen gün gelişen bir alan haline gelen ve bu ihtiyaçtan doğan yeni bir kavram: Evlilik danışmanlığı.

Evlilik Nedir?
Kültürel ve aile yaşantısı olarak birbirinden farklı iki insanın, aynı evi, aynı zaman ve mekanı paylaşmaya başladıkları yeni hayat dönemindeki partner ilişkilerine “evlilik” denir. Bugün ki anlamda kurumsal yapısı ilk defa eski Roma’da tarif bulan evlilik dünyanın en eski ve kalıcı kurumlarından olduğu gibi, toplumsal yapımızın da en önemli temel kurumlardan biridir. Evlilik ilişkisinin temelinde karşılıklı sevgi, saygı, güven, bağlılık ve destek duyguları yatar. Bu duyguları paylaşan ama evli olmayan, birlikte yaşayan çiftlerin sorunlarının tedavisini de evlilik danışmanlığı kapsamında değerlendirmek günümüz koşullarında doğru bir yaklaşım olacaktır. Hatta DSM IV’de V61.1 koduyla yer alan “Partner İlişkileri Sorunu” özetle şöyle tanımlanır: Bireyde veya aile işleyişinde ya da çiftlerden birinde veya her ikisinde görülen semptomların ortaya çıkışındaki klinik açıdan önemli olan hastalıklar ile bağdaşan “eleştiriler” gibi olumsuz iletişim, “gerçek dışı beklentiler” gibi çarpık iletişim veya “küsme” gibi iletişimsizlik unsurları görülen eşler veya partnerler arasındaki bir iletişim modeli.

Evlilik Danışmanlığı Nedir?

İletişim ve etkileşim içinde sağlanan zihinsel ve duygusal öğrenmenin esas olduğu evlilik danışmanlığı, aslında bir çeşit, üyeleri, evli veya beraber yaşan çift olan psikolojik danışmadır. Ama kapsam, yöntemler, kuramlar ve uygulanan teknikler yönünden evlilik terapisi veya çift terapisine benzer. Ama bu iki kavram birbirinin aynısı değildir ama ayrım yapmak da çok güçtür. Her ikisi de insan davranışlarının temelde yatan nedenlerini, kişilik yapısının gelişimi ve bozulmasıyla ilgilenir. Bu nedenle birbirini tamamlayan psikoloji uygulamalarıdır. Evlilik terapisi tıbbi bir model içinde ele alınır, duygusal içeriği fazladır, daha derin kişilik ve uyum sorunları olan özel bir grupla genellikle hastalarla ilgilenir. Evlilik danışmanlığı ise akıl ve ruh sağlığını koruyucu bir hizmet olup, duygusal içeriği daha azdır, genellikle daha güncel problemleri olan normal insanlarla ilgilenirler.

Terapistin eşlerin kendilerinden çok, eşler arasındaki ilişkiye odaklandığı evlilik danışmanlığında amaç; evlilik içi iletişim, empati ve uyumu artırarak evlilik ilişkisini yeniden düzenlemek, var olan ilişki sorunlarını iyileştirmek ve bu sırada eşlerde görülen davranış bozukluklarını ortadan kaldırmaktır. Bu amaçla terapist problemi değerlendirir. İfade edilmeyen duygular, evlilik içi iletişim problemleri, empati geliştirmeye yönelik müdahaleler, kişisel ve ailesel farkındalık vb. konularda çift ile terapist çözüm için bir plan yapar. Bu plan çerçevesinde “evliliğimiz neden kötüye gidiyor?” sorusunun yanıtı aranır. Çift var olan problemi, kendi bakış açısından ortaya koyar. Terapist, çiftin açık bir dille ve samimi olarak duygularını ve düşüncelerini ifade ederken birbirlerinin sözünü kesmeden saygı ile dinlemelerine, birbirlerini rahatsız eden ve daha memnun edici buldukları davranışlara odaklanmalarına, “bencil” gibi karşı tarafı küçük düşürecek davranış kalıpları kullanılmamalarına, diğerine karşı incitici davranışlarda bulunmamalarına, diğerinin bakış açısını da görmelerine ve anlamalarına, birbirlerini oldukları gibi kabul etmelerine, evlilik danışmanlığının bir “yakınma senası” olmadığı ve eşin veya partnerin karşı tarafı eleştirme şansı bulması nedeniyle kolayca vazgeçilebilecek bir ortam olmadığı konusunda ortak bir anlaşmaya varmalarına, beklentilerini açıkça ve net olarak ifade etmelerine yardımcı olur. Böylece terapist ve çift birlikte yapılan plan ve ortak amaç etrafında birleşir, ilişkide mutsuzluğa yol açan ve rahatsız eden belirli şeylerin net bir fotoğrafını çeker. Ayrıca terapist, çifti birbirlerine ve ilişkilerine ait algıları, yorumları, beklentileri, varsayımları ve standartları keşfetmeye yönlendirir. Böylece yakınmalara yol açan ve uyumu bozan davranış kalıplarının ortadan kaldırılmasına, denge ve düzen sağlanmasına çalışılır. Çünkü “uyumlu davranış” nesiller boyu devredilen genetik bir alt yapı olarak danışanlarda vardır ve iyi bir terapist ile ortaya çıkacaktır.

Çiftin geçmişinin sistematik bir değerlendirilmesi sonucunda; şikayet ve eleştirilerin, savunmacılık, küçümseme ve kaçınma gibi olumsuz davranışların artmasında, altta yatan nedenin çoğu kez “karşılıklı hoşlanılan aktivitelere daha az zaman ayırma davranışı” olduğu görülür. Ayrıca eşlerden birinin herhangi bir problemi belirtmesinin ardından diğerinin olumsuz bir ifadesinin ve ardından da ilk bireyin olumsuz ifadesinin geldiği bir durum olan “problem kışkırtması olayı” sık görülen bir diğer nedendir. Thibaut ve Kelley tarafından ortaya atılan “Sosyal Değiş-Tokuş Teorisi” görüşüne göre ise; sorunlu ilişkileri bulunan çiftler, olmayanlara oranla, olumsuz ve sıkıntılı davranışları daha fazla, olumlu ve sevindirici davranışları ise daha az değiş-tokuş ederler. Ayrıca mutsuz çiftlerdeki olumsuz davranışların değiş-tokuşu karşılıklı olma eğilimindedir. Seans boyunca terapist, olumsuz değiş-tokuşlara aktif olarak müdahalede bulunarak tartışmaların alevlenmesini engeller.

Evlilik danışmanlığının avantajı, başlayan terapi programında, eşlerden birinin katılmaya isteksiz olduğu durumlarda, evlilik danışmanlığı diğer eşle yürütülebilir. Böylece bir eşle terapist arasında iletişim kanalları açık kalarak evlilik sorunlarının çözümü konusunda çifte müdahalede bulunma imkanımız olur. Ama araştırmalar göstermektedir ki, çiftin birlikte evlilik danışmanlığına devam etmesi, evlilik sorunlarının çözümünde, tek bir partnerin kişisel danışmasına göre daha etkilidir. Evlilik danışmanlığının bir diğer avantajı da, terapistin sadece evde gerçekleşen olayları dinlemek yerine, seanslar sırasında çiftin iletişim ve etkileşimindeki bozuk yapıları gözlemleyebilmesi ve bu bozukluklara müdahale edebilmesidir.

Evlilikler İçin Tehlike Çanları Ne Zaman Çalmaya Başlar?
Evliliğinizde kıskançlık ve aldatılma vb. şüphelerinizde artış varsa, evliliğinize, kendinize ve eşinize olan güveninizde azalma olduğunu hissediyorsanız, cinsel ve duygusal anlamda eşinizden uzaklaşma hissediyorsanız, cinsel ilişkinizde belirgin bir azalma varsa, sık sık tartışıyor ve tartışmalarınız kavga ile sonuçlanıyorsa, tartışmalarınızda veya kavgalarınızda “boşanma” sözcüğünü daha sık kullanır hale geldiyseniz, ilişkinizde sevgi, saygı, güven ve bağlılık duygularında azalma varsa, evliliğiniz size ve eşinize mutluluk, neşe ve canlılık vermiyor ve hatta tam tersi sizi ve eşinizi sıkıyorsa, eşiniz artık size özen göstermiyor, iltifatlarda bulunmuyor, hediyeler almıyorsa, doğum gününüzü veya evlilik yıldönümünüzü hatırlamıyorsa evliliğinizin için tehlike çanları çalıyor demektir. Sonrasında çatışmalar ve iletişim problemleri arttıkça, eşler taraf olur, ilişkinin olumsuzlukları üzerine odaklanmaya başlarlar. Ama bu sorunları düzeltmek ve değiştirmek elimizdedir. Yaşamın kaçınılmaz bir parçası olan değişimde önemli olan, değişimin istediğiniz yönde olmasıdır.

Cinsel Sorunların Evlilik Sorunlarıyla İlişkisi

Cinsel sorunların evlilik sorunlarıyla ilişkilidir. Cinsel problemleri ile başa çıkabilmek için cinsel terapiye başvuran çiftlerin problemleri evlilikte yaşanan çatışmalardan da kaynaklanabilir ve bazen aile içindeki diğer bireylerin fonksiyonlarından da etkilenebilir. Aynı şekilde evlilik yaşamları için yardım isteyen çiftlerin evlilik sorunlarına ek olarak cinsel sorunları da var olabilir. Örneğin eşe karşı duyulan düşmanlık; cinsel etkinlik öncesi baskı ve gerilim yaratılarak, cinsel etkinliği başlatmak için uygunsuz bir zaman seçilerek, fiziksel veya psikolojik açıdan kendini eşine karşı itici göstererek veya eşin cinsel isteğini geçiştirmek için bahaneler bulunarak ifade edilebilir. Görüldüğü gibi cinsel sorunlar evlilik sorunlarının sonucu olabildiği gibi evlilik sorunlarının nedeni de olabilir. Bu nedenle cinsel terapinin yanında terapistin evlilik danışmanlığı konusunda da bilgi ve tecrübe sahibi olması önemlidir.

Evlilik Danışmanlığında Kullanılan Teknikler

Evlilik danışmanlığında; sistematik duyarsızlaştırma, gevşeme eğitimi, atılganlık eğitimi, model gösterme, biçimlendirme, markayla ödüllendirme, taşırma, itici uyarıcılara koşulama, öz-denetim sağlama vb. davranışçı teknikler, olumsuz otomatik düşüncelerin belirlenmesi, imajinasyon tekniği, sorunları listeleme, aşağı doğru ok tekniği, sokratik sorgulama tekniği, akılcı-duygusal rol yapma tekniği, sanki farz et tekniği, inancın avantaj ve dezavantajlarını inceleme tekniği, bilişsel cetvel tekniği, aşırı uçların vurgulanması tekniği, kendini açma tekniği, ev ödevleri, problem çözme tekniği, karar verme tekniği, davranışsal deneyler tekniği, etkinlik planlama ve izleme tekniği, dikkati farklı bir uyarana odaklama tekniği, rol yapma tekniği, pasta tekniği vb. bilişsel teknikler ile eşler arasındaki iletişim ve uzlaşma becerilerinin geliştirilmesi, iletişim eğitiminin verilmesi, çiftin yaşam repertuarlarının genişletilmesi, aktif ya da pasif kızgınlığın giderilmesi, sınır ve sorumlulukları netleştirilmesi, eşlerin beklentilerini açıkça ortaya koyması ve karşılıklı anlayış temelinde uzlaşma sağlanması, eşlerin davranış repertuarlarını genişletilmesi ve esnetilmesi, rahat tartışma ortamının sağlanması, düşünce okunması çalışması, güven kaybının giderilmesi, eşlerin rolleri hakkında çok farklı ve gerçekçi olmayan beklentilerinin giderilmesi, güç çatışmalarının giderilmesi, davranış değişiklikleri ve bu değişiklikleri sağlamak için birbirlerine karşı kullanacakları ödül ve cezaları belirleme konusunda anlaşmaya varma, eşlerin kendi çatışmalarıyla daha etkin bir biçimde başa çıkmaya çalışmaları üzerinde yoğunlaşmaları, anlaşamasalar bile uzlaşabileceklerinin öğretilmesi, eşlerin birbirlerinin gereksinimlerine karşı anlayış ve duyarlık geliştirmeleri, cinsel iletişimin sağlanması, cinsel kılavuz düşüncenin geliştirilmesi, çiftin mevcut sorunu, eşlerden birinden kaynaklanan sorun olarak görmek yerine, eşler arasındaki ilişkiden kaynaklanan sorun olarak görmelerinin sağlanması, yanlış yorumlanan davranışların düzeltilmesi, eşlerin tek tek değil bir sistem olarak ele alınması vb. yardımcı teknikler kullanılmaktadır.

Son tahlilde; evlilik yaşamında çok çeşitli sorunlar karşımıza çıkabilir. Önemli olan tüm sorunları sevgi, saygı, karşılıklı anlayış, iyi niyet ve iletişim ile çözmenin yollarını aramaktır.

 

 

 Eşinize seni seviyorum deyin

Türkiye gibi ailesel bağların ve toplumsal yaşantının kişilerin davranışlarında etkili olduğu toplumlarda bazen, "incir çekirdeğini doldurmayacak" nedenler, evliliği "çekilmez" hale getirebiliyor.

Evlilikte en önemli sorunlar arasında, eşler arası iletişim süresi, kendi aileleri ve eşlerinin aileleri ile olan ilişkileri, toplumsal hayata yönelik davranışlar, ekonomik sorunlarla başa çıkabilmeleri, mesleki durumları sorunlarını çözmede kullandıkları yollar, eğer çocukları varsa onların bakımı ve yetiştirilmesindeki farklı bakış açıları ve cinsel hayatlarındaki yetersizlikler sayılabilir. Evliliklerdeki sorunlar, hamilelik, düşük ya da kürtajlar, çocuk sahibi olma, ağır hastalıklar, hastanede yatırılma, yoğun ekonomik sıkıntı dönemleri, mesleki konumdaki değişimler, yeni bir yerleşim yerine taşınma, emeklilik gibi kişilerin hayatını etkileyebilecek pek çok değişim sonrasında başlayabiliyor. Kişilerin çocuklarının hastalanmaları ya da çocukların kaza ya da hastalık sonucu ölümü sonrasında da boşanmalar artıyor. Kadınlarda vaginismus ve anorgazmi, erkeklerde ise erken boşalma ve erektil (cinsel organda sertleşme) fonksiyon bozuklukları evlilikte ortaya çıkan en önemli cinsel sorunlar arasında gösteriliyor.

Farklı dinler, milletler, mezhepler, farklı sosyo-ekonomik düzeye sahip aile yapıları gibi birbirlerinden çok farklı sosyo-kültürel değerlere ve yargılara sahip olan çiftler de evlilikte önemli sorunlar yaşıyor. Bireyler çevreden gelebilecek baskı ve zorlamalara göğüs gerecek yapıda ve bunun için gerekli maddi ve manevi güce sahip değillerse birbirlerine ve evliliklerine sahip çıkamayabilirler. Ancak her ikisi de çevrelerine gerekli sınırları koyabilmek için yeterli birikime ve kişilik yapılarına sahipse, evlilikleri çok mükemmel de olabilir.

Evlilikte ortaya çıkan sorunların diğer nedenleri

"İletişim düzeyleri: Eşlerin birbirleriyle kurdukları sözel ve vücut dili olan iletişim (birbirleriyle az konuşmaları, dertlerini paylaşamamaları gibi) yetersiz ve kalitesizse yine evlilik sorunları erken dönemlerde başlayabiliyor. Eşler birbirlerinin yanında ağlayabilmeli, sevgilerini her şekilde dile getirmelidirler. "Seni seviyorum" demenin sözel olmayan binbir çeşit yolu vardır (ufak bir hediye, değişik bir yemek, ona yollayacağınız güzel bir yazı ya da resim, eşinizin sevdiği bir demet çiçek, hafta içi ya da sonu birlikte yapacağınız ufak bir gezi vb.) Sabah ayrılırken birbirinizi öperek başarılar dilemek, eşiniz eve geldiğinde kapıda sevimli bir yüz ifadesi ile güzel giysiler içinde karşılamak, bunlar arasında sayılabilir. Ayrıca eşler birbirlerine sadece kendilerine ait, birbirlerinin hoşuna giden bir takım güzel hitaplarla seslenmeyi alışkanlık haline getirmelidir (bir tanem, bebeğim, aşkım vb). Eşler beyinlerini ayakları altına almadıkları sürece bunları bulabilirler. Her evlilik aslında bir konfederasyon modelinde olmalıdır. Eğer çiftleri oluşturan bireylerden biri diğerinin haklarını çiğniyorsa, onun özgürlük alanına müdahale ediyorsa, kararlar sürekli tek tarafın isteği doğrultusunda alınıyorsa, evlilikler çıkmaza girmektedir. Her kurum gibi evlilik de demokratik bir şekilde yürütülmelidir.

Zamanın paylaşımı: Evliliklerde bireyler sürekli olarak herşeyi birlikte yapmak zorunda olmamalıdır. Mutlaka birlikte vakit geçirecek aktiviteler de olmalıdır ancak bireyler zaman zaman kendi arkadaşları ve çevreleri ile de birbirlerinden ayrı zamanlar geçirebilmelidirler. Bu bazen orkestrayı dinlemek bazen de tek bir enstrümandan oluşan solo albümleri dinlemek gibidir. Kişiler kendine tanıdığı hakların aynısını eşlerine de tanımalıdırlar. Aksi halde efendi-köle ilişkisi olur ve bu ilişkilerin temeline dinamit koymak ile eşanlamlı hale gelir.

Herkesin yeri ayrıdır

İş ve çevrenin aile hayatınıza olumsuz yönde etkilerinin engellenmesi: İnsanların günlük hayatları bir parça sirklerde göstericilerin 4-5 topu bir arada havada döndürmesi davranışı gibidir. Her top belli bir sürede elde tutulmalı ya da dokunmalı ve birbirleriyle aynı hız ve doğrultuda atılmalıdır. Toplardan birisi elde fazla tutulur ya da yavaş atılırsa, diğer toplar da düşmektedir. Benzer şekilde eğer kendine, eşine, mesleğine ve çevresine yeterli zamanı ayırmazsa, bunlardan biri bile aksasa diğerleri de zaman içinde zarar görmektedir. Gene benzer şekilde sadece arkadaşlarınızı ön plana alıyor, eve geç geliyor, eğlencenizin tümünü eşiniz olmadan yapıyorsanız gene sorunlar yaşayabilirsiniz. Mutluluğunuz başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulmamalıdır. Herkesin yeri ayrıdır ve hiçbiri diğerlerini yok etmemelidir. Aşırı işle haşır neşir olmak evinizi ihmal etmenize yol açıyorsa, iyi bir eş ve iyi bir anne-baba olamazsınız. Bunun faturasını da uzun erimde çok daha pahalıya ödersiniz. Evlilik sorunları, çocuklarınızla sorunlar, sağlık sorunları ile karşılaşabilirsiniz. İşte yaşanan sorunlar eve, evde yaşananlar işe taşınmamalıdır. Çevrenizden duyduğunuz herşeyi eşinize, eşinizden duyduğunuz herşeyi de çevrenize taşımamalısınız. Aksi halde çözümü çok zor düğümler atarsınız. Evin maddi gereksinimlerini karşılamak işin sadece bir yönüdür. Evin manevi, sevgi gereksinimi de karşılanmalıdır. Eş ve çocukların sadece paraya değil sevgiye de gereksinimi vardır.

Sadece eşe yoğunlaşmak: Bütün hayatınızı da eşinizin üzerine kurmamalısınız, herşeyi ondan beklememelisiniz. Kendiniz de yaptığınız uğraşlar ve çevrenizle ilişkilerinizden doyum sağlayabilmelisiniz. Aksi halde eşinizi kıskanır, onun hayatını kısıtlamaya başlarsanız, evliliğiniz tehlikeye girer. Kendi yağınızla kavrulmayı da öğrenmelisiniz.

"Eski evinizin küçük çocuğu değilsiniz"

Eski konumdan (çocukluk) yeni konuma (erişkinlik) geçişin idraki: Artık siz yeni bir ailede yaşıyorsanız o kurumun sağlığı için, gelecekte sizden daha kültürlü, sağlıklı ve mutlu yetiştireceğiniz kişiler için mücadele etmelisiniz. Hayatınızın daha yüksek bir olgunluk basamağını aşmış bulunmaktasınız. Buna rağmen hala eski evinizin küçük çocuğu gibi davranırsanız, anne-babanızın sizin hayatınızı istedikleri gibi karışıp yönlendirmesine izin verirseniz, kendi prensipleriniz ve yöntemlerinizle hayatınızı sürdüremezseniz gerekli olgunluğa ulaşamamışsınız demektir, bu da evliliğinizin kalitesizleşmesini sağlayacaktır. Kendini evlilik için yeterli olgunlukta hissetmeyen ya da bu olgunluk düzeyine ulaşamamış kişiler evlenmemelidirler.

Birbirini tanıyabilmek ve maske takmamak: Özellikle kırsal kesimlerde erişkin döneme gelen kişiler, ailelerinin kararları doğrultusunda birbirlerini yeterince tanımadan evlenmektedirler. Bazı durumlarda ise aile baskısı ile hiç karşı cinsten arkadaşı olmayan kişiler görüşüp tanıştıkları ilk kişi ile evlenmektedirler. Bu durumlarda kişiler kendi gerçek özelliklerini saklamakta ve karşılarındakini maskeler takarak aldatmaktadırlar. Bunlar sonucunda "cicim aylarının bitiminde" sorunlar başlamakta ve fertler "bu benim sevdiğim kişi değildi" diyebilmektedirler. Ya göründüğü gibi olmak ya da olduğu gibi görünmek en insancıl yaklaşımdır. Evlilik öncesi kişiler birbirlerine karşı açık olmalı ve olumsuz taraflarını görebilecek sürede ve kalitede konuşabilmelidirler".

 

 

 

 

 

 

 

 


Evlilik akıllı,duygulu,dürüst ve adil insanların işidir. Eğer kişiler kendilerini karşılarındaki yerine koyamıyorsa yani empati yapamıyorsa, hep ben haklıyım, eşim haksız diyorsa, suçu karşısındakilere atıyorsa ( ki bu kişilik bozukluklarının bir kriteridir), kendine düşen sorumlulukları yapmıyor, çözmek için çaba sarfetmiyorsa, evlilik  için yeterli olgunlukta değilsiniz demektir ve evliliğiniz yıkılmaya mahkumdur. Sıklıkla  çiftlerden biri daha çokça da kadınlar vücutsal yakınmalarla , bayılma ve sinir krizleri ile hastane acil birimlerine taşınır, doktor doktor dolaştırılırlar. Bu dönemlerde  sedece onun değil,sizin de vücutsal ya da ruhsal sorunlar yaşamanız doğaldır. Keskin sirke küpüne zarar verir bu davranışlarınız sizin mide-barsak sistemi, cilt sorunları, cinsel sorunlar, kalp-damar sistemi sorunları gibi psikosomatik sorunlar yaşamanıza yolaçacaktır.Bazen de bu gibi durumlarda kadınlar bir yere dek sineye çekebilir, eşlerinin yaşı emeklilik yaşına gelinceye dek bekler ve sonrasında işler tersine döner. Bu kez kadınlar erkeklerden evin egemenliğini alabilir ve “alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” atasözündeki gibi yılların intikamını alabilirler. 

 Eğer eşlerden birisi bu tür bir alışkanlık içinde ise bunlar maddi, manevi, sosyal ve ailesel iletişim sorunlarına yol açabildiğinden evliliğin güzelliğini bozmaktadırlar. Bu durumların varlığı çoğunlukla boşanmalara yol açabilmektedir.  Geçmişten gelen birikmiş sorunlarınızın ve günlük mutsuzluklarınızın çözümünü bu tür zararlı alışkanlıklar yerine bir psikiyatra terapiye giderek sağlamalısınız.

 
Sadece “çocuklarım annesiz ya da babasız büyümesin” diye evliliğinizi sevgi olmadan sürdürüyorsanız, sorunlu bir evlilik yaşadığınızdan dolayı da çocuklarınız ruhsal olarak olumsuz yönde etkilenebilmektedir. Anne,babanın maddi olarak aralarında olup, manevi olarak yanlarında olmaması çocuklar için daha da örseleyici olabilir ve onların da kendi evliliklerinde mutsuz olmalarına yol açabilirsiniz. Bazen ayrı ama mutlu ebeveynler, birarada hergün mutsuz çiftlerden daha iyi çocuklar yetiştirebilirler. Çocuğunuz için  her türlü olumsuzluğa rağmen evliliğinizi sürdürmek erken yaşta tükenmenize yol açabilir ve aslında çocuklarınıza daha az yardım etmiş olursunuz.
Sorumluluklarını bilmek:

Ev işleri, çocuk bakımı, alışveriş vb. tek kişinin sorumluluğu değildir. Eğer kadın da çalışıyorsa, ev işlerinin yapılmasına erkek de katılmalıdır.çocuğun bakımı sadece anneye yüklenmemelidir. Eşiniz ve çocuğunuzla gelecekte kurmayı düşlediğiniz güzel günlerin temelini çok erkenden atmazsanız, gelecekteki güzel günleri sadece hayalinizde yaşatacaksınız demektir.  Evli çifti oluşturan her bir eleman bu sorumluluklara katılmalı, görevini ihmal etmemelidir. Ne ekerseniz onu biçersiniz.

 
Fertler birbirlerinden çok büyük beklentiler içinde de olamamalıdır. En mükemmel aşk, sürekli olarak eğlence içinde kahkahalar içinde yaşama beklenmemelidir. Bu şekildeki ayağı yere basmayan aşırı romantik beklentiler sizi hayal kırıklıklarına uğratabilir. Histrionik kişilik özellikleri olan kişiler sürekli olarak aranılmak, aşırı düzeylerde desteklenmek ve  eşlerinin yanında sürekli olarak bir numara olmak isterler. Oysa evlilik bir çocuk oyunu değildir, kişi çevresine , işine de zaman ayırmalıdır. Evlenerek başkasının özgürlüğünü tamamen satın alamazsınız. Özellikle kızlar ailelerinin içinde bulundukları gergin ilişkilerden ve zor ekonomik durumlar nedeniyle erkenden evlenebilmekte ve  gerçekçi olmayan beklentileri nedeniyle “yağmurdan kaçarken doluya tutulmak” gibi daha olumsuz durumlar içine düşebilmektedirler. Sadece duyguları ile hareket edenler hüsrana uğrarlar duygular ve mantık elele yürümelidir.


Evliliklerde çiftlerden herbiri kendini yenileyebilmeli, hayatlarını tekdüzelikten koruyabilmelidir. Birbirlerini onore etmeli, birbirlerinin zevklerini küçümsememeli, fikirlerine saygı duymalı, bakımlı olmalı ve ortak plan ve hedefleri olmalıdır. Kişiler kendilerine değer vermez ve bakımlı olmazlarsa, ev içinde sevimli , anlayışlı bir ortam oluşturamazlarsa ya da kendilerinde doyumsuzluklar varsa , evlilikdışı cinsel birlikteliklere girişebilirler. Kimse kimsenin başkasından kaptığı mikropları paylaşmak zorunda değildir. Bu durumda kişiler kuruma ihanet ediyor demektir Aldatmanın özrü yoktur ancak, sebepsiz sonuç da olmaz. Her iki tarafta istiyorsa, sorunların altyapısına inecek derinlikte terapiler  yapılmalıdır. Ancak elemanlardan biri buna isteksizse , boşanmaya kararlı ise, zorla güzellik olmaz.

Toplumumuzda gençler genellikle evlenene dek aileleri yanında yaşamaktadır. Bazı durumlarda evlenecek çağa gelen gençler babalarının yanında çalışmaktadırlar. Bu gibi durumlarda gençler yeterli güce sahip olamamakta ve adeta onların eline bakar duruma gelebilmektedirler. Anneler çocuklarını aşırı kollayıcı olmakta ve onlarda bağımlı bir kişilik oluşturarak, kendi başlarına yaşayabilme becerilerini ellerinden almaktadırlar. Bu gibi durumlarda aileler gençlerle aynı dairede ya da apartmanda yaşamakta, gençlere sık sık müdahale etmektedirler. Bu gibi hallerde sınır sorunları yaşanır ve baba-oğul, gelin-görümce, gelin-kaynana çekişmeleri, damat- kayınpeder ya da eltiler arası geçimsizlikler yaşanabilmektedir.

 Özellikle kırsal kesimlerde erişkin döneme gelen kişiler, ailelerinin kararları doğrultusunda birbirlerini yeterince tanımadan evlenmektedirler. Bazı durumlarda ise aile baskısı ile hiç karşı cinsten arkadaşı olmayan kişiler görüşüp tanıştıkları ilk kişi ile evlenmektedirler. Bu durumlarda kişiler kendi gerçek özelliklerini saklamakta ve karşılarındakini maskeler takarak aldatmaktadırlar. Bunlar sonucunda “cicim aylarının bitiminde” sorunlar başlamakta ve fertler “bu benim sevdiğim kişi değildi” diyebilmektedirler. Ya göründüğü gibi  olmak, ya da olduğu gibi görünmek en insancıl yaklaşımdır.evlilik öncesi kişiler birbirlerine karşı açık olmalı ve olumsuz taraflarını görebilecek sürede ve kalitede konuşabilmelidirler.


Artık siz yeni bir ailede yaşıyorsanız o kurumun sağlığı için ,gelecekte sizden daha kültürlü,sağlıklı ve mutlu yetiştireceğiniz kişiler için mücadele etmelisiniz. Hayatınızın daha yüksek bir olgunluk basamağını aşmış bulunmaktasınız. Buna rağmen hala eski evinizin küçük çocuğu gibi davranırsanız,  anne-babanızın sizin hayatınızı istedikleri gibi karışıp yönlendirmesine izin verirseniz, kendi prensipleriniz ve yöntemlerinizle hayatınızı sürdüremezseniz gerekli olgunluğa ulaşamamışsınız demektir, bu da evliliğinizin kalitesizleşmesini sağlayacaktır. Kendini evlilik için yeterli olgunlukta hissetmeyen  ya da bu olgunluk düzeyine ulaşamamış kişiler evlenmemelidirler.
Sadece eşe yoğunlaşmak:


Bütün hayatınızı da eşinizin üzerine kurmamalısınız, herşeyi ondan beklememelisiniz. Kendiniz de yaptığınız uğraşlar ve çevrenizle ilişkilerinizden doyum sağlayabilmelisiniz. Aksi halde eşinizi kıskanır, onun hayatını kısıtlamaya başlarsanız evliliğiniz tehlikeye girer. Kendi yağınızla kavrulmayı da öğrenmelisiniz.
 

İnsanların günlük hayatları  bir parça sirklerde göstericilerin 4-5 topu bir arada havada döndürmesi davranışı gibidir.  Her top belli bir sürede elde tutulmalı yada dokunmalı ve birbirleriyle aynı hız ve doğrultuda atılmalıdır. Toplardan birisi elde fazla tutulur ya da yavaş atılırsa, diğer toplarda düşmektedir. Benzer şekilde eğer kendine, eşine, mesleğine ve çevresine yeterli zamanı ayırmazsa, bunlardan biri bile aksasa diğerleri de zaman içinde zarar görmektedir. Gene benzer şekilde sadece arkadaşlarınızı ön plana alıyor, eve geç geliyor, eğlencenizin tümünü eşiniz olmadan yapıyorsanız gene sorunlar yaşayabilirsiniz. Mutluluğunuz başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulmamalıdır. Herkesin yeri ayrıdır ve hiçbiri diğerlerini yok etmemelidir. Aşırı işle haşır neşir olmak evinizi ihmal etmenize yol açıyorsa, iyi bir eş ve iyi bir anne-baba olamazsınız. Bunun faturasını da uzun erimde çok daha pahalıya ödersiniz. Evlilik sorunları, çocuklarınızla sorunlar, sağlık sorunları ile karşılaşabilirsiniz.  İşte yaşanan sorunlar eve, evde yaşananlar işe taşınmamalıdır. Çevrenizden duyduğunuz herşeyi eşinize, eşinizden duyduğunuz herşeyi de çevrenize taşımamalısınız. Aksi halde çözümü çok zor düğümler atarsınız Evin maddi gereksinimlerini karşılamak işin sadece bir yönüdür. Evin manevi, sevgi gereksinimi de karşılanmalıdır. Eş ve çocukların sadece paraya değil sevgiye de gereksinimi vardır.

Evliliklerde bireyler sürekli olarak herşeyi birlikte yapmak zorunda olmamalıdır. Mutlaka birlikte vakit geçirecek aktiviteler de olmalıdır ancak bireyler zaman zaman kendi arkadaşları ve çevreleri ile de birbirlerinden ayrı zamanlar geçirebilmelidirler. Bu bazen orkestrayı dinlemek bazen de tek bir enstrümandan oluşan solo albümleri dinlemek gibidir. Kişi kendine tanıdığı hakların aynısını eşlerine de tanımalıdırlar. Aksi halde efendi-köle ilişkisi olur ve bu ilişkilerin temeline dinamit koymak ile eşanlamlı hale gelir.


 
Eşlerin birbirleriyle kurdukları sözel ve vücut dili olan iletişim


( farklı dinler, milletler, mezhepler,farklı sosyoekonomik düzeye sahip aile yapıları gibi) birbirlerinden çok farklı  sosyokültürel değerlere ve yargılara sahip olduklarından  evlilik sorunları yaşayabilirler. Bireyler çevreden gelebilecek baskı ve zorlamalara göğüs gerecek yapıda değiller ve bunun için gerekli maddi ve manevi güçte değillerse ,birbirlerine ve evliliklerine sahip çıkamayabilirler. Ancak her ikisi de çevrelerine gerekli sınırları koyabilmek için yeterli birikime ve kişilik yapılarına sahipse, evlilikleri çok mükemmel de olabilir
 

Kadınlarda vaginismus, anorgazmi ; erkeklerde erken boşalma ve erektil (cinsel organda sertleşme)fonksiyon bozuklukları sayılabilir. Bunlar yüksek olasılıkla psikolojik kökenli olup, tedavi edilebilir sorunlar arasındadır. Eğer kişilerde eşcinsel bir yönelim varsa ve buna rağmen toplumsal baskılar yüzünden evlilik yoluna gidilmişse, sorunların çözümü zorlaşmaktadır. Toplumumuzda sıkça karşılaşılan cinsel sorunlar genellikle daha önce, hatta çocukluk döneminde yaşanan tacizlerle ilişkili olabildiği gibi, aile içinde cinsel bilgilerin ebeveyn tarafından doğru bir şekilde öğretilmeyip, kulaktan dolma yanlış bilgilerden edinilmesi, ailede karşı cins ile iletişimin  katı bir şekilde sınırlandırılması ve korkutulması ile gelişebilmektedir. Gençler bu nedenlerle genellikle evlendikleri zaman karşı cinsle ilk cinselliklerini yaşamakta, bu da aşırı heyecan, performans kaygıları ve korku ile  sorunlu cinsel girişimlere yol açmaktadır. Bazen de gençler arkadaşlarının ya da bazı akrabalarının telkini ile paralı uygunsuz cinsel ilişkilere girip, ilk deneyimlerde olumsuz yaklaşımlarla karşılaşmakta, bu durum kendi performans kaygılarını arttırmaktadır.  Bireyler  cinsel açıdan sorunlar yaşıyorsa, bunların tedavilerini   birlikteliklerinin erken aşamalarda yaptırmalı bugünkü işlerini yarına bırakmamalı ve eşlerini yıpratmamalıdırlar. Cinsellik sıklığı ve şekli her iki kişinin ortak isteği doğrultusunda olmalıdır. Cinsellik sevgi ile birleştirilmeli , mekanik bir eylemden çok, adeta bir  güzel sanatlar gösterisi şekline dönüştürülmelidir.  

Yorum Yaz